|
İçimizden Biri Marangoz Kemal KARAKURT
ÖNSÖZ Marangoz Kemal’i anlatmadan önce önsözde ; tarihi büyüklerimizden Abdullah dedemizin oğlu , kıymetli ve saygıdeğer Muhsin KARAKURT’un babam hakkında ki yazısı ile başlamak isterim.Genç yaşta kaybettiğim kıymetli babamı kendi gözümden ve hissetliklerimi 4 bölümde aktarmaya çalıştım.Güzelliklere vesile olması dileği ile…Gürbüz KARAKURT KEMAL ABİ Adına ne derseniz diyin; ister ‘yaşam öyküsü ‘diyin ister ‘anı’ diyin, sonuçta, “özneye” bizim için bir “değer” olan bir büyüğümüzü yerleştirdiğimiz, onunla ilgili bilgi ve duygularımızı paylaştığımız özel yazılarımızdır. Bildiğiniz üzere, yazılanların daha iyi algılanması için, yazının esasını oluşturan kişinin öncelikle kısa bir tanıtımını yaparım. Bu kapsamda Kemal Abiyi ele alayım. Evet, en bildiğimiz isimle, Xelıkların ilk en tanınmış ismi olan Hacı Halil ile işe başlayalım. Hacı Halil’in üçüncü oğlu Musa Efendidir. Musa Efendi’nin ise üç oğlu vardır: Ömer Faruk, Mehmet Emin ve Reşit. Reşit Dedenin ise dört oğlu olmuştur: Kazım, Hüseyin, Hasan ve Resul. İşte Kemal Abi, Hüseyin amcanın büyük oğludur. Tam şeceresi ise: İsa Bey, Bayram Bey, Köse Abbas, Halil Ağa, Hacı Halil, Musa Efendi, Reşit Dede, Hüseyin Amca, Kemal Abi. Kemal Abinin hayat öyküsü 1949 yılında Karapınar’da başladı. Büyük dedesi Musa Efendinin ölümünden tamı tamamına 30 yıl sonra. “Ana Hanım” o yıl bir erkek çocuk dünyaya getirir. Erkek çocuk o yıllarda, kırsalda çok mu çok önemli bir olaydır. Bu nedenle aile, bir erkek çocuğa kavuşmanın haklı sevinç ve gururunu yaşamıştır. Bu yıllar, Demokrat Parti’nin Türk siyasi hayatına girdiği, iktidara geldiği yıllardır. Kemal Abinin yaşam hikayesi tam 53 yıl sürecektir; üzüntüler, sevinçler, evlilikler, köy, şehir, çiftçilik, marangozluk... Milenyum geçilmiş, takvimler artık 2002 yılını göstermektedir; siyasette artık Ak parti dönemidir. İşte bu dönemde hiç beklenmedik bir şekilde Kemal Abi aramızdan ayrılmıştır.
Önce askerlik, ardından evlilik, yetmişli yılların başları. Komşumuzun kızı, Mülkinaz Abla ile olan evliliği. Derken köyden Sarıkamış’a gidiş ve atölye. Mülkinaz Abla, taa köyden annemle iyi konuşur. Bizim eve gelip, giderdi. Annemle saatlerce konuşurdular. Önceleri pek şahit olmadığım bir durum, zamanla dikkatimi çekmeye başlamıştı. Mülkinaz Abla her nedense bize geldiğinde artık ağlamayı adet haline getirmişti. Annem bazen kızıyor, bazen gönlünü almaya çalışıyor, ama o bildiğinden şaşmıyordu. Annem, babama, “Kemal’i çağır, gelsin konuşalım, bir çare bulalım.” diyordu. Kemal Abi sık sık bizim evde, tüm saygısı ve de üzüntüsü ile. Anlatıyordu çaresizliğini, dayanamayıp ağlıyordu, için için. Çok içtendi, çok duygusaldı. Annem, “Yapma Kemal, sen erkeksin, gerekirse yeni bir yol çizersin kendine.” diye nasihat çekiyordu. Evet bir müddet sonra Mülkinaz Abla bize gelmez oldu, uzaktan uzağa kendisi ile ilgili haberler alıyorduk. Üç çocuğa rağmen evlilik yürümemişti, ayrılmışlardı. Ancak Kemal Abi bize gidip gelmeye devam ediyordu, üzgündü bu sonuca, ama elinden bir şey gelmiyordu. İçi kan ağlarken, tebessüm etmeye çalışıyordu ve bu haldeyken yükleniyordu dert ortağına;sigaraya. Nezaketi hiç elden bırakmazdı, bir o kadarda alçak gönüllüydü. Annem zaman zaman kendisini köşeye sıkıştırır, ağır laflar ederdi. O tebessüm eder, edep dairesinde cevap verirdi. Böyle zamanlarda, bazen babamla göz göze gelir, gülüşürlerdi. Bazı günlerde sitem ederdi, babama ve anneme. Neler çektiğini anlamadıkları için, hafife aldıkları için. Çok dolduğu zamanlarda bizimkilere kızardı, sonra yaptığına pişman olur, özür dilerdi. Olayları kontrol edemeyişi, onu sıkıyordu, üzüyordu. O yıllarda babam iflas etmiş, olabilecek her türlü olumsuzluğu yaşıyordu. Kemal Abinin çok daraldığı zamanlarda, babam kendi başına gelenleri örnekler ve onun başına gelenlerin, kendisi kinin yanında çocuk oyuncağı olduğunu söyler, onu rahatlatmaya çalışırdı. Zor yıllardı vesselam… Atölyeye ne zaman gitsem, sanki babamı görmüş gibi beni karşılar ve ağırlardı. Bazı günler saatlerce izlerdim. Derdini ağaca döker gibi, ağacı işlerdi; kah planyada kah tezgahta. Her halde en mutlu olduğu anlar bu anlardı; adeta dünyayla ilişiği kesilir, ağaç ile bir bütün olurdu. Sevgili Gürbüz çok güzel yazıyor, tüm masuniyetiyle. Okuduğumda üzülüyorum, o hüzün dolu yılları yaşıyorum. Babamı yazmayı düşündüm, ama bir türlü beceremedim. Dilerim bir gün o gücü kendimde bulur yazarım. Ama sen Kemal Abiyi yazmaya devam et, et ki, onu hatırlayalım, saygıyla analım. Selam ve sevgilerimle... Muhsin KARAKURT BÖLÜM I Babamla tanışmadan önceki halimi hayal ederek bir girişle başlamak isterim. Evet Kemal KARAKURT ile tanışmam çok uzun zaman almıştır.Rahmetli babama varabilmem için ne kadar zamanın geçtiğini bilemiyorum.Eğer babamı önceden bilebilme şansım veya Yaratıcımız tarafından bildirilmiş olsaydı babama kavuşmak için çok erkenden gelirdim dünyaya....1900 lerde hayal ediyorum kendimi.Yaratılmışım ruhlar alemindeyim ,var olduğum için yokluktan hiçlikten varlığa erdiğimden yüce Yaratıcıya şükür ve senalar etmekteyim.Dedemin dedeleri geçip gidiyorlar tarih sahnesinden,bende bir heyecan bir ürperti ;kuş misali ,var olmak, özgür yaratıldığım için ayrı bir şükür ve heyecan..Geçiyor zaman ben bilmeden ;çünkü güneşin doğması ve batmasına göre idi zaman.Bulunduğum yerde güneşin hükmü yok idi güneşten öte şeyler mevcut idi.. Geçiyor zaman dedem geliyor dünyaya ninemle denk ve eşit mesafede..1949 yılında sevgili babam Kemal KARAKURT dünyaya geliyor.Dedemin ilk çocuğu ve erkek olması ayrı bir gurur.Herkes sevinçli dedem mahcup ama gururlu,artık ayrı bir keyifle tüttürüyor sarma sigarasını ( 10 yaşından beri içtiği sigarasını ) dam üstünde,soğuk gün ve ayaz gecelerde..Akşam olunca oğlunu sevme ve sarma heyecanı ile beklemekte..Hep bir arada yaşadıklarından dedem çocuğunu doyasıya sevememekte..Günler geçer askerlik çatar babacığım seve seve askerliğe gider.Mevsim karlı ,damda babamın ayak izlerini rahmetli dedem naylonla kapatıp ara sıra çıkıp ayak izlerine bakıp hasret giderir. Ben sesler duyarım ama nerden geldiklerini anlamadan,aynı heyecan ve şevk beni kamçılamakta sabırsızlanıyorum varacağım yere..Sesler ara sıra gürültülü ara sıra sessiz.Düşünüyorum yokluğa mı gidiyorum.İçim de korkular büyüyor.Yokluk istemiyorum varlığa bürünmüşken.Acaba o sesler nedir nereden gelmektedir.Heyecanımı gizleyemiyorum.Babam çok sevdiği Mülkinaz Karakurt ile evlilik hazırlığında,yaşanan sıkıntılara rağmen hayırlı işleri olur ve evlenirler.Sesler artmaktadır bendeki heyecan artmaktadır ölüme mi gidiyorum bilemiyorum.. Bende bir daralma,ne olduğumu fark edemeden dolanıp dururken geçen zamanla beraber bir ışık huzmesi veya parıldaması ile koca bir yere varmak üzereyim.Daralıyorum,sıkıntı had safhada ama elden bir şey gelmiyor. Burada yaratılmam elimde değilken, varlığa büründüğümden ,bulunduğum yerden ayrılmak istemiyordum keyifle devam etmek istiyordum.Ama olmadı ve o ışığa , huzmeye , parıldamaya doğru yaklaşıyordum.Ölüyordum o alemde ve yeniden diriliyordum vardığım yerde. Evet sevdiğim yerde ölüp burada dirilmiştim.Sesler daha net daha güzel ve geldiğim bu yeri sevmeye başladım.Daha önceki yeri unutarak..Suyun içindeydim ve bana bir şeyler oluyor , eyvah korkular korkular...Şekilleniyordum kafa , bacak , kollar ve gövdem çok güzel; korkularım mutluluklara dönüşüyor.Sesler bazen şiddetli bazen hiç yok..Seslere doğru tepki veriyorum.Seslerde bana tepki veriyor ne güzel..Bu ne güzellik yüce yaratıcım diye dönüp duruyorum. Yokluktan alıp o alemde beklettin , şimdi de daha güzel bir ortamdayım.Varlığım şekil alıyor.Sana binlerce şükür ve teşekkürler..Bu durum beni tedirgin ediyor. Kimdi yada kimlerdi , onlarda benim gibi mi ? Aramızda ne var ? Onları istiyorum.Elim ağzımda bacaklarımı çekmiş kıvrılarak yüzüyor ve çok seviyorum burayı.Gövdemde , benim içime bir şeyler akıyor ve beni etkiliyor.İlk başlarda ürkmüştüm ama alışmıştım hatta o sıvıyı her an beklemekteyim.Zaman burada da işlemiyor ama dışarıda işlenmekteydi.Çünkü dışarısının düzeni kuruluydu ve işlenmekteydi..Bir ses yanı başımda bana beni gösterip inceletiyor: -Bunlar kolların,bacakların ,gideceğin yerde kullanacaksın koşacaksın tutacaksın. Eyvah bende tarifsiz korkular başladı. Devam ediyor: -Bu gövden ve içindekilerin görevleri var her biri seni geliştirecek. Ağzından çok güzel tatlar alacaksın. Ben orta yerimdeki bağlantıyı gösteriyorum. Ağza ne ihtiyaç ,ben buradan alıyorum her şeyi ve bu güzelim yerden ayrılmak istemiyorum der gibiyim. -Gideceğin yer buraya göre sonsuz büyüklükte ve daha güzel. Ben hayır burasını bırakmak istemiyorum.Bakışlarım netleşiyor tüm varlığım şekillenmiş.Çok güzel hem de çok güzel.. Zaman geçiyor dışarıdan bana direk seslenen bir ses ve sesler var..Yine korkular yine ürpertiler ..Yinemi yolculuk var ben nerede duracağım nedir benim gayem.? Daha önceden olanlar yine oluyordu.Anladım ki yolculuk var.Elden gelen bir şey yok.Gayri ihtiyari olarak devam..Yine ışıklar bu seferki farklı ve farklı olduğu kadarda güzeldi.Korkularım başkalaşmaya başlamıştı çünkü bir vücudumla yolculuğa çıkıyordum.Buradan da ölerek ayrılıyordum.Müthiş bir durum 1972 de kocaman bir sevinçle mutlulukla ağlayarak öldüğüm yerden dünyaya ( sonradan ismini öğrendiğim yere)doğmuştum.Çok güzel ve harika bir yerdeydim artık.... Nihayet dünya isimli ( sonradan öğrendiğim ) gezegendeydim.Müthiş sevinçle birlikte ağlamaya başladım , daha önceki sesler yok korkular başkalaştı.Sesler şimdi daha farklı daha güzel ve zarif,birbirine karışan ama ayırt edilebilen o güzel seslerle iç içeyim.Üşüyorum titriyorum bir hal var bende.birden irkiliyorum beni saran ve bana az benzeyenler çevremde.Başımı her sese doğru çeviriyorum bu yolculukta mutlu , korku ve tedirginliği yaşadığımı der gibi o kocaman gövdelere minnacık başımla bakıyorum gözlerim yumuk yumuk.. Beni başka bir duygu ve sıkı bir kol sarıyor içimde sıcacık duygular başımı dayıyorum o varlığa ve ağzımda yolculuklarda hiç tatmadığım bir sıvı..Aman Allah’ım yüzdüğüm alemde bana seslenen o ifadeleri anımsıyorum.Gideceğin yerde karşılaşacağım şeylerden bahsetmişti.Şimdi daha iyi anladım hem de geldiğim bu gezegendeki ilk saniyelerde ( saniye , dakika , saat ,gün ...öğrendim yaşadıkça ) ve içimden : - Evet ne kadar gerçekmiş denilenler.İlk tatla beraber diğer yaşayacaklarımı sabırsızlıkla beklerim diye düşündüm. Şükür içinde şükür.Yokluktan alıp bu gezegene kadar birçok yolculuğu yaşatan yüce varlığa teşekkür eder gibi başımı dayadığım varlıktan ayırıp yukarıya doğru kaldırıyordum.Ama dayandığım varlık, başımı sıkıca tutuyor tekrar kendisi ile birleştiriyor hem de sıkıca sevgiyle kokluyor öpüyor okşuyor.Ben bir tuhaf oluyorum.Ey beni başka alemlerde yaratıp ( doğurtup ) ve bir süre sonra öldürüp diğer aleme geçirten Yaratıcı ; sana ne kadar teşekkür etsem azdır ve birçok doğum - ölümlerden sonra geldiğim bu gezegende tanıştırdığın bu yüce varlık beni daima koruyacak ve sevecek.Sonradan öğrendiğim bu varlık anne imiş ( Mülkinaz KARAKURT ) ...Belli bir süre sonra beni sımsıkı saran bir varlık daha belirdi yaklaşıyordu ben ürktüm ve daha önce tanıştığım varlığa sımsıkı dayandım.Yaklaşıyor bana ve öksürerek ve sesler karışıyor titrek bir ses ve karşısında diğer ses.: -Bu benim evladım mı? -Bu benim oğlum mu? -......... Ani bir rahatlama ve ürpertiyle kendimi o sese doğru yöneliyorum.evet Kemal KARAKURT senine tanıştım.Bana gürbüz adını koyuyorsun içinde dua yerine geçsin diye..Yani güçlü,sağlıklı iri yarı olsun der gibi.Çobanoğlu’nu dinlemiştin galiba o türkülerden mi etkilendin bilemiyorum.İsmim konuldu.Zamanda artma oldukça çevremde koşuşturan bana benzeyen varlıklar artmakta.Artıkça varlıkların sayısı ;bende gülümsemeler çoğalmakta, nereye gelmişsen , iyi ki getirilmişim.Süre artıkça anladım bir çok şeyi.Diğer alemdeyken özellikle yüzdüğüm yerde seslerin neden bazen yoğun neden bazen yok olduklarını.Gün ve gece var imiş bu alemde.Geceleri sesler yoktu.Ben uyumuyordum , gecenin yaratılmasındaki sır etkilemişti beni .Demek ki yorulacağım bu alemde.Yaratan dinlenmeme izin verecekti ,Çevreme pür dikkat bakıyordum.Artık içimden konuşmuyordum ağzımdan çıkarıyordum bilmediğim şeyleri.Her çıkardığıma koşan birileri vardı.......................... BÖLÜM II Sevgili babacığım sıkıntılar yaşıyordu artık birçok şeyi algılayabiliyordum.Sarıkamış’a yerleştik.Orada marangozluk yapıyor bir yandan ailesi ,eşi ve akrabaları arasındaki sorunlarla uğraşıyordu.Birde esnaflık eklenince sıkıntılar artmaktaydı.Yardımcı olanı yoktu sanırım.Benim saçlarımı sanki tepemde su fışkırıyor gibi bağlarlarmış.Babam akşam eve gelirken onu karşılamaya giderdim düşe kalka , paldır küldürdü ona varışım.Kucağına alır öper koklar ve elinde parası olmuşsa elindeki parayı başka şeylerle değiştirirdi hemen.Elindekinden bana uzataraktan ,gözleri nemli idi..Sanki içinde bir şeyler var.Ben ufağım gülümsüyorum ona geveliyorum kelimeleri.Sanki bu ona yetiyor ve artıyordu..Ah babacığım neydi sıkıntıların.Huzursuzdu ve aşamıyordu.Ara sıra köye gider haftalarca kalırdık tekrardan Sarıkamış’a gelirdik.Babam hep dertli hep evde sıkıntılar... Babam rahmetli Abdullah dedeyle birlikteydi ondan her şeyi görüyor ve ondan etkileniyordu ( ikisi de gittikleri alemde nur içinde yatsınlar , yıllar sonra nasıl biri olduğunu ve neler yaptıklarını anlatmıştı bana.) bir kız kardeşim oldu evde güzel günler oluyordu ama kısa sürüyordu hem de çok kısa.sigara sayıları artmaktaydı günde iki üç paket içtiği olurdu.Derken bir erkek kardeşim daha oldu.Ama mutluluk olmadı olamıyordu ve sevgili babacığım annemden ayrılmak zorunda kaldı..Dünya demek ki tam imtihan yeri imiş.Olacakların önüne kimse geçemiyordu..Daha önceki alemlerde bunlara karşılaşmamıştım.Burası güzel olduğu kadar sıkıntılıydı da..Olsun buradan tekrar geriye gitmek istemiyordum. Evet ayrılık olmuştu hem de ne ayrılık , her şey tam zıt şekilde cereyan etmişti.Doğuda ayrılık ; birde akraba ise bu ayrılanlar varın siz düşünün..Kılıçtan daha keskin ne vardır neşter mi ? bundan da keskin bir düşünceyle olmuştu ayrılık ve sonrası..Dayılarım ve amcalarım ayrı ayrı yerde ; Annem ve Babam apayrı yerde....5. Sınıfın ikinci yarısında köye gitmek zorunda kaldık.3 kardeş dedemlerde kalıyorduk..Okuldaki sınıf öğretmenimiz ( klasiktir ) benim ilkokuldan sonra da okumam için gayret ediyordu ..Soğuk ile sıcak arası bir eylül günü , amcalarımdan birinin eşofmanlarını ninem giydirmişti ve minibüse bindirerek köyden Sarıkamış'a gönderdiler..Yine Sarıkamış'taydım çocukluğun vermiş olduğu mutlulukla güzel bir gezintiden sonra atölyeye vardık..Babam orada değildi , oturdum bekledim içeriye ; uzun boylu , yakışıklı ve yakışıklı olduğu kadarda hüzünlü , kaytan bıyıklı babacığım içeriye girdi.Beni görünce , ah yüzüm bir türlü iyileşemeyen temreler vardı ve yanık , kavruk , keltoş, eşofmanları eski püskü Gürbüz'e , baktı gözleri dolmuştur eminim tam hatırlayamıyorum ama hüzünlendiğini hatırlıyorum..Öptü ve kucağına aldı.Planyanın üzerine koydu ve konuştu.Ben duymuyorum tekrar kavuşmanın vermiş olduğu sıcaklıkla sadece gözlerine bakıyordum..Gittik çok güzel elbiseler ve ayakkabılar aldı.Mutluluğum artmıştı.Gece ve sonraki günler babacığımın koynunda yatıyordum onun yatıp yatmadığını bilemiyorum.Ben yatağa girer girmez onun sıcaklığında , kedinin sobasına kavuştuğu gibi dalardım uykuya.. Okullar açılmıştı , Merkez Orta Okuluna kaydetti ve her yıl aynı olayları tekrar edip dururdu.Şunları yapardık : Okul açılmadan önceki gün en iyi mağazaya giderdik ; en iyi takım elbise en iyi ayakkabıyı alırdık.Kırtasiyeden kitapları ve defterleri aldıktan sonra bir de ansiklopedi alırdık..Diğer gün elbiseleri giyer , yakışıklı babamda süslenirdi doğru fotocuya , bir güzel vesikalık ve babamla birlikte bir fotoğraf çekerdik..Bu yapılanlar lise son sınıfa kadar devam etti..Hatta şunu hiç unutamam bir ara tv de o zamanlar filimler haftada bir olurdu.Filmin birinde Cüneyt Arkın’ın beyaz bir takım elbisesini görmüştüm ( TV siyah beyaz ) babamdan o yıl bembeyaz bir takım elbise istemiştim...Kırmadı ve aldı.Mutluluktan uçmuştum ama okuldaki ilk günler beyaz elbisenin okulda giyilemeyeceğini anlamıştım.Babacığım o gün başka bir takım elbise daha aldı.. BÖLÜM III Rahmetli babam eğitime acayip derecede önem verir ve sadece sözde değil özde desteklerdi.Her yıl okulum için neler yaptığını , sadece başlangıç bu idi , okumuşsunuzdur.Babammm ( sinemada abimm filmini izlerken içimden bu kelime geçip duruyordu , gözler boş ve dolu olarak..) eğitimimize çok önem veriyordu.Atölyede pek çalıştırmazdı.Şimdilerde kendim iki yorumda bulunuyorum . 1.) Kıyamadığı oğlu; ilk çocuğu ve tüm sıkıntılarına şahit olmuş , beraber ağlamış beraber gülmüş ,Gürbüz , evet çalıştırmıyordu.Kıyamıyordu , çalıştırdığında da bakıyordum işin diğer ucunda hep o , hatta tüm ağırlığı kendi üzerine almış.Nasıl beceriyordun bunu babacığım..Bir anda çocukluğuma dönüyordum babama sarılıp uyuduğum 10 – 11 yaşları hatırlıyordum.Akşamların olmasını çok istiyordum.Çünkü sımsıkı sarılıp uyumanın dışında akşam yemekleri ; küçük tüpün üstünde , küçücük alüminyum tencerede pişen yumurtalı kıymanın tadı veya akşamları babamın hadi lokantaya gidip yemek yiyelim deyişi.Gözlerde parıldama ve lokantaya uçaraktan gidiş.Lokanta çok tatlı ve farklı bir mekan.. 2.) Atölyeciliğe heves etmemem içindi.Heves eder ise okumayı bırakabilirdi.. Ah babacığım , Allah emeklerinin karşılığını versin.Nur içinde yat.Günah ve sevaplarınla rahat uyu.Babamın , bilenler anımsar , köydeki 1. Dereceden akrabalar keke derlerdi.Şimdi anlıyor insan , cidden keke olmak kolay değil.Keke olmak için uğraşmamıştı sevgili babacığım ama bu ismin ona ne kadar yakıştığını giydiği elbiselerin mankende durduğu gibi yakıştığını ben biliyorum.Yakışıklı babam...40 lara yaklaştığım bu ömürde , o zamanlardaki babamın düşüncelerinin ; geleceği kucaklayıcı ve ne kadar ileri görüşlü olduğunu hissediyorum. Rahmetli babam ; okulda öğrendiğim her şeyi pekiştirmem için meclislerde , atölyedeki küçük birlikteliklerde beni öne sürerdi ve konuştururdu..Konuştukça da gurur duyardı ki ben hissederdim..Bu hareketleri bana belki de annelik duygusunu da yaşatıyordu..Evet hem baba hem de anne bu olsa gerek..Duygu eksikliği elbette oluyordu ama kısa sürdüğünden eminim.Çünkü fazla dalamıyordum düşüncelere..Rahmetli dedemin babama beslediği duygular babamda da hasıl olmuştu.Babamda misliyle bana karşı bu duyguları besliyordu..Diğer kardeşlerim kıskanaraktan...Dedem ve babam ne zaman bir araya gelseler gözlerine dikkat ederdim , güzel gözlü dedeciğim , ikisinin de nemli ve gözlerini birbirlerinden kaçırtaraktan..Babamın hiddetlendiği anlar olunca dedeciğim ; Gürbüz baban seni dinler ona şöyle şöyle der diye tembihlerdi beni.Ah o ince düşünceler o kadar fakülte bitir bunları düşünememek zordur sanırım..Babam en yakın akrabalarından ( 1. dereceden ) çok kötü laflar hatta yumruk yediği bile olmuştur..Her defasında gülümser , olsun der gibi mahzun bakardı , içim içimi kemirirken.... Babamın eğitimime verdiği değer ve değeri ölçüsündeki maddi harcamaları yıllar geçince meyve veriyordu.Sınıfımı başarı ile geçiyordum..Babam evlenmişti.Evde düzen olunca mutluluk kendiliğinden geliyordu.Aslında babamın önceki tecrübe ve acıları eminim ki acıyı sindire sindire mutlu oluyordu..Başarmıştı da.. 3 kardeşim daha oldu ve hepsi birbirinden tatlı ve güzeller..Şimdi bana babamın emanetleri....3 anne 5 kardeş Allah’ım sana şükürler olsun..Dünya imtihanını geçmek için büyük bir fırsat ve nimet gözü ile bakıyorum hayata..Aslında çok özledim babacığımı her Sarıkamış'taki eve girdiğimde babamla karşılaşmak veya atölyenin önünden geçerken yakışıklı babamın siluetini görmek yada aloo baba nasılsın ? demek ..Yıllar geçiyor , aslında bana yıl..Babamın gittiği yerde ne yılın hükmü nede yılları netleştirdiğimiz Güneş ve dünyanın dansı var... Liseyi de güzelce bitirdik ÖSS , ÖSYM derken Türkiye çapında nerdeyse sonuncu geldim.Evde büyük bir üzüntü hakim oldu..Günler geçtikten sonra babacığım gözlerini silerken bana , seni Türkiye'nin en iyi dershanesine gönderecem , dedi..Bende bir bayram havası tekrardan esti..Sarıkamış'a , köyden ilk geldiğim günkü heyecan ve mutluluk belirdi..Amcamın olan ama bana giydirilen eşofmanları , ayakkabıları ( bunlar ne kadar eski olsalar bile sımsıcaktılar, unutamıyorum ) ve atölyede babama tekrar kavuştuğum an gibi mutluydum..Bende neresi olursa olsun gideceğim dedim... BÖLÜM IV Evet lise son sınıfta girdiğimiz ÖSS ve ÖYS sınavlarında resmen çakılmıştım.en başta beni ve babamı çok etkiledi.Rahmetli babam günler sonra toparlandı , Türkiye’nin en iyi dershanesine gönderecem , demişti ve mutluluktan uçmuştum.Daha önceden Sarıkamış’tan iki defa dışarıya çıkmıştım. İlki : Matematik öğretmeni olan Adnan amcamın ( Allah selametlik , uzun ve sağlıklı ömürler versin amcacığım ) ziyaretine gidişimizdi.Orta 2 de şubat tatilinde kısa bir ziyaret için amcamın görev yaptığı Rize – Çayeli – Büyükköy ‘e gidecektik.O kış Sarıkamış’tan Karadeniz firmasına ait ( Kanberoğlu idi sanırım ) otobüse binip Erzurum , Gümüşhane , Trabzon üzeri Rize’ye varmaktı.Yollar uzun ve soğuk ama yanımda babacığım olunca yollar çok kısa ve sımsıcak idi.Otobüse ilk binişim , ne harika duygulardı..Uzun bir yolculuktu..Zigana’yı aşıp Trabzon’a gece vakti girmek çok güzeldi.Deniz , balık kokuları kaynaşmış sanki beni bekler gibiydiler...Ben sudan çıkmış balık gibi ( kar yok, hava hoş ) çevreme bakınıp duruyordum.O Zigana’yı aşarken ki duygularım anlatılamaz.Zigana’nın dibinde ( Trabzon’a inerken ) Hamsiköy’de mola vermesi ve babamın molada hamsi çorbasını sorması ve esprileri patlatması hala kulaklarımda ; Oralardan her geçişimde ( şimdi geçmek çok kolay saatler kısalmış artık ) o günleri hatırlarım birde dido şarkısı çalıyorsa hüzünlenmemek elde mi: Dağlarda gezen kartalım Kırıldı mı kanatların? Can mı çıktı boğazından Niye düştün düz tarlaya? Tut elimden, kalk gidelim Oy gidelim Zigana’ya Nanina dido, dido anam Dido babam dido Dido nanina Kalk ayağa çık dağlara Uğrama hiç şehirlere Bilmezler ne gelmiş başa Burda ağlamak bile yasak Tut elimden, kalk gidelim Oy gidelim Zigana’ya Nanina dido, dido anam Dido babam dido Dido nanina Dido dido dido ……. Gidiyorlar gidecekler bizlerde gideceğiz… Varmıştık Trabzon’a ilk defa renkli TV görüyordum ve kahvenin camına sülük gibi yapışaraktan.Ne müthiş bir şeydi bu..Gece taksi ile Rize’ye , oradan da Çayeli derken ver elini Büyükköy.Gece yarısı amcamlardaydık.Eve sürpriz bir girişimiz vardı.Orada 1 hafta gibi kaldık çok güzeldi oralar. İkincisi : Erzurum’a lise sonda iken dönem arasında 15 günlük hızlandırılmış öss kurslarına katılmak için gitmemdi.Otel odasında ve daha sonrası özel bir yurtta kalmam çok güzeldi.Orada köyümüzden Dursun’da vardı, dershaneye pek rağbet etmezdi.Kaplıcalarda ve dışarıda dolaşmaktan başka bir şey yapmadı.Dursun hatırlar mı bilmem...Köyümüz derken okulda akrabalardan , 6 mat A’ da her şeyimizin ortak olduğu , Yaşar ‘ da vardı.Babam onunda velisi idi.Ah Yaşar neler yaşadık neler.Seninde burada anlatmanı canı gönülden isterim.Bir ara saç kontrolünde md. Yrd. bizleri kapı dışarı etmişti. Enselerinizin traşı iyi değil diye.Ben ve Yaşar bizim eve gidip permatik ile birbirimizin saçlarını düzeltmiştik.Teneffüslerde okul kantininden simit ve oralet içmek lüks idi.Rahmetli babam o zorluklarda daima bana harçlık verirdi.Şimdi düşünüyorum da babam sahte paramı basıyordu her daim bana harçlık veriyordu.O paraları kantinde veya öğlen araları çekirdeğe verip çitleterek o yokuşu tırmanıp okula varmak ayrı bir zevkti.Bir defasında Yaşar kantinden beğendiği bir şeyi alacaktık , gel gör ki ismini tam söyleyemiyoruz.Şimdilerde hani şu jeli bonlar var ya işte onların ilk halleri.Yaşar’la ben kantinciye yanaştık ve sessizce abi bize şu circusu verir misin ? demiştik ( hem de ellerimizle işaret ederekten ) Almıştık circusu sevinçten ne yemiştik.Arkadan kim gülerse gülsün düşünmeden... Evet bu çıkışlar bir şey değilmiş şimdi çıkacağımın yanında.Araştırdık ve İstanbul’da lüks dershaneye gittik hem yurt hem dershane ve ayrıca harçlık olmak üzere babam kaydımı yaptı ve dönük.. Dershane kaydımın yapıldığı yıl 89 da İstanbul’daki tüm akrabalarımızı ziyaret etmiştik.Avcılar , Esenler , Çekmeceler , Kapaklı , Çerkezköy ,… evet bayağı akraba dolaştırmıştı rahmetli babam.Bana öyle güven telkin etmişti ki İstanbul’a bir daha gelmedi.16-17 yaşlarda koca şehirdeydim.Harçlıklarımı da ayrı yeten gönderirdi..Dershane için bana harcadığı parayı bu yıl şartlarına göre hesaplayınca ( gittiğim dershanenin şuan alttaki şubesi - yurt fiyatı ve harçlıklar dahil ) 20 ila 25 bin TL gibi..Eğitime harcanan para bu ve sadece bir yıllık dershane için.Şükür o yıl Uludağ Ü. NEF fizik öğrt . kazandım.Kayıta giderken bu sefer rahmetli babam Balıkesir ve ilçelerinde , Manisa ve Turgutlu , İzmir de bulunan akrabalarımızda ziyaret ettik.Rahmetli babam çok severdi akraba ,eş ve dostlarını...Eğitimim için canla başla çabalıyordu.4 yılda bölümden mezun oldum ve gururla memleketime döndüm.Meb de görev alarak bu güne kadar geldik…eğitime harcananlar boşa gitmediğini kendi 31 yıllık ( Okullar ve öğretmenlik yıllarım dahil ) eğitim hayatımda anladım… …Yıl 2002 temmuz ayı Faruk kardeşimin hayırlı bir işi ve ağustos ayında kız kardeşim Çiğdem’in İzmir’den gelişi ile küçük erkek kardeşim Murat’ın sünnet düğünü.Sarıkamış’ta evimizde tüm dost ve akrabaların katılımı ile güzel bir düğündü.Sünnet düğününden birkaç gün sonra Faruk , Çiğdem’i İzmir’e bende Erzurum’da Ahmet dedemin kızının düğününe gittim.Babamın birkaç gündür göğüs ağrısı vardı ve bizlere de söylüyordu ama bir türlü doktora götüremiyorduk.Öylece gitmiştik varacağımız yerlere... Ağustos 22 ,sıcak bir yaz günü ; ben Erzurum’dan Sarıkamış’a , Faruk’ta aynı gün İzmir’den Sarıkamış’a hareket ediyoruz…Sarıkamış belediye otobüsü ile Karakurt’a az geçince içimde garip bir his peyda oldu.Kendi kendime : Faruk kazamı geçirdi dedim ama huzursuz bir şekilde Sarıkamış’a vardım saat akşam 6 yı geçiyor…İndim ama Sarıkamış bomboş geldi çok tuhaftım.Eve vardığımda kimseler yoktu.Babamı hastaneye kaldırdıklarını ve yetişmemi birisi söyledi.O hızla taksiye bindim ve devlet hastanesine vardım ama inmeden ambulans beni karşıladı akrabalardan biri beni gördü ve yanıma geldi.İnmeden ambulansı takip ettik babamın ölüm haberi o an verildi…Artık hayaller ölmüş dünya çok dar gelmişti bana ama ölüm bu her nefeste var olacak bir hadise.Karakurt’ta hissettiğim dakikalarda babacığım son nefeslerini veriyormuş.Kalp krizi ( sigara tetiklemiş ) sonucu vefat etmiş yanında olamamak çok acı verici.Komşular kaldırmış hastaneye , küçük kardeşlerim Murat , Fatma ve Ayşe yanındaymış…Yayladan dedem ve ninem ,tüm akrabalar geldiler.Köyden ,Sarıkamış’tan duyan herkes evimizin önünde biriktiler.Babamı yıkadık kefenledik ve köy yoluna düştük , gece olmuştu.O yol çok uzun geldi, ambulansta ben amcam ve bir akrabam birde elimin dokunduğu bir türlü bırakmak istemediğim yiğit babam.Köye kadar beraberdik son beraberlik dünya gözü sonluğu bile bile kırpmadan bakıyordu yerdeki babasına…Köye vardığımızda bayağı kalabalıkmış ben fark edemiyordum… Gecenin karanlığında çığlıklar arasında eve indirdiler ve indirmekle kaldırmak bir oldu.Gecenin 10 veya 11 imiydi ne , köy mezarlığında kazılan mezara gittik...Lüks lambalar ve fenerler eşliğinde indiriyorsun yere , kendin çoktan inmişsin ve gitmişsin babandan önce…Ben ayak kısmını tutmuştum amcalarımda diğer kısımları ; boğazda düğüm düğüm nefesle ,Allah müsaade etse boğazımdaki nefeslerden vermek istiyordum ama olamazdı herkes dünyada imtihanda yaşayıp gidiyor ve gideceği yere varmak için çabalıyor…O gece defin ettik eve döndük…Sabah ve diğer günlerde gidip dua etmekten başka çaremiz yoktu… Mezar taşında Kemal KARAKURT DT.1949 ÖT.22 Ağustos 2002 yazıyor.. Bendeki taşta ise Babammm DT: 1972 – ÖT. 22 Ağustos 2002 Cümle geçmişlerimizin ruhu şad olsun Allah rahmet eylesin SON Yazan: Gürbüz KARAKURT |